Yöntem

Fransızca Öğrenmek Ne Kadar Sürer?

Lauriane P.

·

Yöntem
Fransizca ogrenmek ne kadar surer - kolaj blog kapagi

Bu başlık, Fransızca öğretmenlerine en sık sorulan sorulardan biridir. Hatta “c’est quoi cette histoire de masculin et de féminin?!” (şu erillik dişillik meselesi de ne böyle?!) ve “mille-feuille tam olarak nasıl okunuyor ya?” sorularıyla başa baş yarışır diyebilirim.

Eh, cevabı maalesef senin isteyeceğin kadar basit ya da kısa değil… Gel, bu konuyu beraber biraz kurcalayalım!

CEVAP DURUMA BAĞLI…

Aşağıdaki değişkenleri, “demek ki Fransızca öğrenmem imkânsızmış” diye okuma sakın. Bunlar daha çok, kendini başkalarıyla kıyaslamaman ve kendine fazla yüklenmemen için dostça birer hatırlatma.

Fransizca ogrenme suresini belirleyen etkenler - ikon semasi

1. Katılımına ve merakına bağlı

Açık konuşalım: bir Fransızca kursuna yazılmak öğrenmeye yetebilir, ama o dili konuşmaya yetmez. Hayır, sadece derse kulak verip ödevini yapmaktan da bahsetmiyorum -ki onları da elbette aksatma!

Bir dil öğrenmek, cümleleri doldurmak için bir avuç kural ve yeni kelime ezberlemek değildir. Mesele Fransızca konuşan birine dönüşmektir… tabii niyetin Fransızcayı Latince çalışır gibi çalışmaksa o başka (ama etrafta Latince konuşan birini de pek görmüyoruz, değil mi?).

Bir dil öğrenmek, yetişkin olarak girdiğimiz öteki eğitimlere de benzemez -bir yazılımı ya da yeni bir tekniği öğrenmeye. O eğitimlerde birkaç PowerPoint sayfasını çevirip arkasından bir teste girip “tamam ya, oldu bu iş” demeye alıştık!

Ama bu yöntem Fransızcada, daha doğrusu hiçbir dilde, ne yazık ki hiçbir işe yaramaz.

Seni gerisine ancak merak ve inisiyatif ulaştırır: Fransızcaya meraklı ol, katılabileceğin Fransızca etkinliklere, internetteki Fransızca içeriğe, Fransızca bilen iş arkadaşlarına ve dostlarına karşı daha meraklı ol; onlarla gerçekten Fransızca konuş, öğrenme yolculuğunun dümenini eline al!

2. Motivasyonuna bağlı

Sadece bir sınavı geçmek için çalışıyorsan, o sınavı geçme ihtimalini de kendi elinle düşürüyorsun. Bunu neredeyse bilimsel bir gerçek gibi söyleyebilirim.

3. Eğitim geçmişine bağlı

Diplomalar mı? Evet… ama sandığın kadar değil! İster elinde doktoran olsun, ister liseyi hiç bitirmemiş ol, kesinlikle Fransızca ÖĞRENEBİLİRSİN.

Eğitimin, Fransızca konuşan birine dönüşmenin ne kadar süreceğinde bir rol oynar; çünkü çocukken zaten bir eğitim deneyiminden geçtin.

Şunun farkında olmak önemli: çocukken eğitimi nasıl yaşadığın, yetişkin olarak “nasıl öğrenebileceğin” konusundaki inancını bugün hâlâ etkiler.

Kendine sorman gerekenler şunlar:

Çocukken bir yabancı dil dersi aldın mı? İyi miydiler?

Kendi dilinin nasıl işlediğini hiç öğrendin mi?

Nasıl bir eğitim kültüründe büyüdün? Çocukların hata yapsa bile kendini ifade etmeye özendirildiği bir kültürde mi, yoksa çocuğun kelime seçiminde ve dilbilgisinde neredeyse kusursuz bir hassasiyet araması beklenen bir kültürde mi?

Küçük bir ipucu: çocukken hangi eğitim anlayışından geçtiysen, bugünkü yetişkin öğrenen için onun hem artıları hem eksileri olacaktır.

4. İçinde bulunduğun ortama bağlı

Ortamın stres kaynaklarıyla doluysa (yeni sorumluluklar, üst üste binen büyük değişiklikler, şiddet, hastalık, yoksulluk, kayıp… ya da küresel bir salgın), bu odaklanma ve hafızaya kazıma yeteneğini baltalar.

Gerçekten istiyorsan hiçbir şey seni Fransızca öğrenmekten alıkoymasın… ama belki de üçüncü çocuğunu yeni doğurmuşken, bir yandan yeni evine taşınmaya hazırlanırken, bir yandan da hasta annene bakarken Fransızca kursuna başlamak en ideal zamanlama olmayabilir. Böyle dönemlerde öğrenme hızının biraz düşeceğini kabullenmen gerekir.

Sorun değil: ne biz bir yere gidiyoruz, ne de şu participes passés irréguliers. Hepimiz tam buradayız, kıpırdamıyoruz, doğru anını bekliyoruz.

5. Farklılıkla kurduğun ilişkiye bağlı

Başka bir dili öğrenmenin ilk gerçek adımı şudur aslında: başka bir dilin gerçekten var olabileceğini kabul etmek.

Tek dilli birine başlangıç seviyesinde ders vermek epey bir sabır işidir: tamamen başka bir dil öğrendiklerini ne zaman kabulleneceklerini beklersin. Haklarında hiçbir fikirleri olmayan, yabancılığıyla, tuhaflığıyla onları şaşırtmaya devam edecek bir dil.

Bu farklılık, maceradan pek hoşlanmayan beynimizde çoğu zaman bir direnç doğurur; ama biz öğretmenler de zaten buna hazırız.

Bir öğrenci tuhaf bir Fransızca kurala sinirlenmeye başladığında tam olarak şu konuşmayı yaparız:

Öğrenci: …ama Türkçede böyle değil ki.

Öğretmen: Ne güzel işte! Sonuçta bu başka bir dil, öyle değil mi?

Öğrenci: …evet, yani, herhalde…

Öğretmen: O halde ikisi birebir aynı işleseydi asıl o tuhaf olmaz mıydı?

Öğrenci: Aynen, doğru… Hiç böyle düşünmemiştim. Peki Fransızcada nasıl işliyor?

⇾ ve öğretmen bu tuhaf kuralı sakin sakin anlatmaya devam eder.

Bu sahne, kafana dank edene kadar onlarca kez tekrar yaşanır. Ama bu ne bir sorun, ne de beklenmedik bir şey. Biz öğretmenlerin işi de bu zaten.

Yabancı bir dilin tek dilli öğrencisi olarak senin işin ise, Fransızcanın başka bir dil olduğunu anlamak ve içine sindirmek. Ne kadar az direnirsen, o kadar hızlı öğrenirsin.

6. Kendine ne kadar içeriden baktığına bağlı

Bütün o “neden” ve “nasıl” sorularını sormak, eğitim boyunca en büyük engelini aşmana yardım eder: non non, pas le subjonctif… yani seni. En büyük engelimiz çoğu zaman yine kendimiziz, değil mi?

O yüzden kendine şunları sor:

Öğrenirken neden böyle hissediyorum?

Öğretmenin açıklamasına neden direniyorum?

Öğretmen beni düzelttiğinde neden böyle hissediyorum?

Neden sadece hata yapmayacağımdan eminsem ağzımı açıyorum?

Kırılgan hissetmek bana neden bu kadar zor geliyor? Bu rahatsızlığı azaltmak için ne yapabilirim?

Bir süre daha kusursuz Fransızca konuşamayacağımı nasıl kabullenebilirim?

Her konuşmadan en kötüsünü beklememeyi nasıl başarabilirim…

İçe bakış hem ilerlemene yardım eder hem de kendine nazik davranmayı sürdürmeni sağlar 🙂

7. Beyninin ve duygularının nasıl işlediğine bağlı

DEHB, travma, disleksi, konuşma güçlüğü, yüksek hassasiyet, hafıza sorunları… bunların hepsinin eğitim planında hesaba katılması gerekir.

8. Sosyal geçmişine bağlı

Yanında olan, onunla konuşan, okumayı özendiren, destekleyen; kitap, ek ders, özel okul, yurt dışı tatili ya da özel öğretmen sağlayabilen ebeveynlerin elinde büyüyen çocuklar, çocukken aynı ilgiyi ve desteği görmemiş yetişkinlere kıyasla daha geniş bir kelime dağarcığına sahip yetişkinler olur.

Üzücü ama gerçek: sosyal ve gelir eşitsizlikleri eğitimi işte böyle etkiliyor.

9. Hâlihazırda bildiğin dillere bağlı

Burada sürpriz yok: İspanyolca biliyorsan Fransızcada müthiş bir avantajın var demektir!

Ama İspanyolca konuşanların işinin tamamen kolay olduğunu da sanma: her [e]’nin bir [é] olmadığını öğrenmek başlı başına bir çile onlar için!

10. Hayal gücünle ne kadar barışık olduğuna bağlı

Çok basit aslında; iletişim, bir kafadan diğerine imge aktarımıdır. Bu aktarımın para birimi de kelimelerdir.

Kelimeleri, kafandaki imgeleri karşındakine anlatmak için kullanırsın; ki aynı resimler bir başkasının kafasında da belirsin.

“Hayal gücü çocuklara özgü bir şey, bende öyle bir şey kalmadı” diye düşünüyorsan, seni yeniden düşünmeye davet ediyorum: Çeviriye sapmadan konuşabilmen için hayal gücüne, ilk cümlelerini, yeni kalıpları, yeni yolları kurabilmen için de tüm yaratıcılığına ihtiyacın var.

11. Çabayla, rahatsızlıkla ve risk almakla kurduğun ilişkiye bağlı

Hani derler ya, “konfor alanından çıkmadan büyüme olmaz” diye, işte, Fransızca dersini sadist bir işkence seansına çevirmeden ama birazcık zorluğu da işin içine dahil ediyoruz. Hem de iki şekilde:

Birincisi: farklılık baştan “tuhaf” olarak damgalandığı için, ilk adımı atmak rahatsız edici olacaktır. Beyin burada neofobi denen bir oyun oynar; yani yeniliğin korkusu. Tıpkı bir çocuğun yeni bir sebzeyle tanıştığında beyninde devreye giren o süreç gibi. Ebeveynler iyi bilir: aynı sebzeyi çocuğa vermeye devam edersen, bir noktada “ha evet yine aynı o sebze” denenecek kadar tanıdık gelmeye başlar.

Beynin Fransızcaya da aynısını yapacak; aynı şeyi kabullenmen 5 ila 7 tekrar sürecek. Présent senin ıspanağın, passé-composé brokolinin ta kendisi, subjonctif ise tam anlamıyla bir Brüksel lahanası!

İkincisi: başka bir dil öğrenmek, yalnızca dünyaya bakışını değil, ana dilinde nasıl konuştuğunu da sana sorgulatacak, emin ol. Ve bu, belki de ömründe hiç sorgulamadığın bir şey. Gerçeğin çölüne hoş geldin!

12. Seçtiğin eğitim formatına bağlı

Kısaca söyleyeyim: iki yıldan kısa sürede akıcı ve rahat (C) bir seviyeye geleceğini bekleme.

Çok mu uzun geldi!?

O zaman şöyle düşün: Kendi ana dilinde ustalaşman ne kadar sürmüştü? Bugün konuştuğun, yazdığın gibi gerçekten konuşup yazabilmen kaç yılını aldı? Onlarca yıl, değil mi?

İki yıl artık o kadar da fena görünmüyor, ne dersin?

UNUTMA

Bu değişkenler listesini, “demek Fransızca öğrenmem imkânsızmış” diye okumaya kalkma sakın. Bunlar daha çok, kendini başkalarıyla kıyaslamaman ve kendine fazla yüklenmemen için dostça birkaç hatırlatma.

İşte tam da bu yüzden, Do it in French İstanbul olarak, bir teklif göndermeden önce her öğrenciyle tek tek konuşmayı tercih ediyoruz. Sana nasıl öğreteceğimizi bilmeden önce, senden öğreneceğimiz çok şey var.

Felsefemizin temeli de bu zaten: Artizan Öğretmenlik.

İlgili yazılar

Yorumlar

Fransızca -cömertçe- yorum yap, 4 kruvasan kazan! Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Spam yok, sadece kruvasan var.

Söz, sana arada sırada e-posta göndereceğiz; yalnızca indirimler, yeni Konuşma Kulübü dönemleri ve son blog yazıları. (Kruvasan mı?)